Tanışma
May 02
Bende seni seviyorum. Bu sözü içimden belki de binlerce kez geçirdim. Ama hiçbir zaman açıktan söyleyemedim. Okuyucu beni yanlış anlamasın diye, en başından belirtmek isterim. Beni herkese aşık olanlardan(!) sanmayın. Bu sözü binlerce kez, tek biri için söyledim. Nesrin’im.
Herşeyi en başından anlatayım. Siz de böylece benim nasıl platonik bir deli olduğumun farkına varın. Evet, artık bunu kendime itiraf edebiliyorum. Başlarda her ne kadar yadırgadıysamda, daha sonraları alıştım. Hatta sevdim bile.
O gün benim için yep yeni bir gündü. Eski bir arkadaşım olan Tülay’ın bulduğu işe başlamak için erken saatlerde Şirinyer’e gittim. Şirket merkezinin burada olması beni ayrıca mutlu etmişti. Çünkü Şirinyer, İzmir’de sevdiğim semtlerden biriydi. Her daim insan kalabalığını tek bir noktaya toplayabilen yapısı ister kalabalığa karışmaya, ister yalnız kalmaya fırsat veriyordu. Ancak iş mülakatını Konak’ta yaptığımız için, büronun yerini tarife dayalı bulmak zorunda kalmıştım. Geç kalmamak için evden oldukça erken çıkmıştım. Büronun yerini bulmakta biraz zorlandım, erken çıkmam işe yaramıştı. Mutluluğum arttı. Yeri zor bulmam hoş değildi belki ama tedbir almayı akıl etmiştim. Bardağın dolu tarafına bakardım hep. Bu mutlu halimle şirkete vardım. Gayet sade dizayn edimiş büro, buranın bir pazarlama noktası olduğunu belli eder gibiydi. Eşyaların eskiliği ve özensizliği bana burada çalışanların kapı kapı dolaşıp, insanları yıldıran satıcıları anımsattı. Bir an yıllarca kapıdan kovaladığım satıcılardan biri olacağımı düşünüp gülümsedim.
- ”İşe ilk başlarken herkes mutlu olur.” dedi bir ses.
Tanıdık gelmişti. Dalgınlığımdan sıyrılıp, içeriyi süzdüğümde hemen ilerki odadan Tülay’ın bana yaklaştığını gördüm. Gülümseme sebebimin başka bir şey olduğunu söyleyip, onu bozmadım. Tülay güzel bir kızdı. Sarı saçları doğal sarısından daha açık renge boyatılmış olmasına rağmen, eğreti durmuyordu. Teni çok beyaz değildi. Gözleri renksizdi. Daha doğrusu kahverengiydi. Diş yapısı bozuktu. Sanırım hamilelik esnasında annesinin aldığı ilaçlardan kaynaklanıyordu. Bu hep dikkatimi çekmesine rağmen hiç sormamaıştım. Böyle soruların insanları üzeceğini düşünürdüm. Tülay sürekli gülümserdi. Sanırım güzelliği buradan geliyordu. Şeytan tüyü vardı onda.
Hemen arkasından odadan biri daha çıktı. Pek çok kişiye göre Tülay’dan daha gösterişsiz olmasına rağmen, dikkatim hemen onun üzerine yoğunlaştı. Kumraldı. Yüzünde ilk bakışta farkedilen bir beni vardı. Bunun dışında yüzü pürüzsüzdü. Boyu ne uzun, ne kısaydı. Makyajı o kadar azdı ki, makyajsız zannedebilirdiniz. Bana hafifçe tebessüm etmesine rağmen. Utangaçlığı gözlerinden okunuyordu.
- ”Günaydın Eyüp.” dedi Tülay. Dikkatimin arkadaşında toplandığını hissetmiş. İkinci kez bana seslenmişti. Hemen kendimi toparladım;
- ”Sanada günaydın Tülay, Nasılsın?” Bunu söylerken arkadaşı ile tanıştıracağı saniyeleri sayıyordum.
- ”Sürünüyorum.” dedi ve hızla geçiştirdi;
- ”Neyse bırak şimdi hâl hatır sormayı. Bak bu Nesrin, Nesrin bu da Eyüp.” Nesrin’den sonrasını duymamıştım. Ama böyle olduğunu tahmin ediyorum.
O bana “Memnun oldum.” demesine rağmen, ben yalnızca gülümseyebilmiştim. O anda o kadar çok söz söylemek istedim ki, tıkandım. Bunu farkeden Tülay hemen konuyu işe getirdi ve beni bu sıkıntılı durumdan kurtardı. Dediğim gibi şeytan tüyü vardı onda. Uzun uzun bana yapacaklarımı anlattı. Çalışma sisteminden bahsetti. Oysa benim aklımda Nesrin’i de konuşmaya katmak için ara ara ondan söz ettiği yerler kaldı. “Nesrin en başarılı çalışanlardan.” “Nesrin’de seninle aynı yerde oturuyor.” “Nesrin’le de liseden tanışıyoruz.” ve dahası. Şimdi düşündüğümde Nersin’den bu kadar bahsetmesi ilginçti. Sanırım ona olan ilgimi farketmiş, aramızda sıcaklık kurulması için konuşmasına ikimizden bir şeyler katıyordu. Bunu o zaman farketseydim daha sıcak davranabilirdim. Acaba bu ilk karşılaşmamızda Nesrin’de benden etkilenmiş miydi?
Ortaklı çalışılıyordu ve benim şu anda orada olmadığı için tanışamadığım ortağım Emine’ydi. Hiç görmemiştim, ama bir an ona karşı bir nefret belirdi içimde. Bir an benim Nesrin’e yakınlaşmama onun engel olduğunu düşündüm. Nesrin yanımdan gidip benimde kafam biraz yatışınca az önce düşündüklerimden utandım. Önyargıdan nefret ederdim. Öyleyse nasıl böyle bir düşünceye kapılmıştım. Sanırım aşık olmuştum.
Eyüp Çiftci – Aşk Olsun!


